Narsistler İçin El Kitabı
- Klinik Psikolog Ali Faruk Kızılhan

- 3 gün önce
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 gün önce
“Mış Gibi” Sevgi
Bu yazıda:
• “Mış gibi” sevginin narsistik ilişkilerde nasıl çalıştığını,
• Sınır koyulduğunda neden suçluluk ve öfke ortaya çıktığını,
• İçsel çölleşmenin neyin işareti olabileceğini bulacaksınız.
Sevgi mi, işgal mi?

Bazı narsisistik yapılar sevgiyi bir bağ kurma yolu olarak değil, bir alan açma ve o alanı doldurma biçimi olarak kullanır. En çok sevenin, en çok düşünenin, en çok kıymet verenin kendisi olduğunu hissettirir. Siz ise onun yanında eksik, yetersiz, hatta “sevgi özürlü” gibi kalırsınız.
Burada görünürde sevgi vardır; fakat ilişkide çoğu zaman işgal çalışır. Sevgi diliyle yaklaşılır ama o yaklaşımın içinde bir kontrol ve hâkimiyet ihtiyacı gizlidir.
“Mış gibi” sevgi, narsistin kabarmasını besleyen en güçlü araçtır. Sevgi adına hareket ediyor görünmek, karşı tarafın savunmasını zayıflatır. Sınır koymak zorlaşır. “Hayır” demek suçluluk üretir. Çünkü ortada bir iyilik ve fedakârlık görüntüsü vardır.
Yakıt: Hayranlık ve Canlılık
Oysa çoğu zaman ihtiyaç sevgi değildir; ihtiyaç hayranlık ve canlılık hissidir. Karşıdaki gözlerdeki parıltı bir yakıt gibidir. O parıltı söndüğünde iç sıkıntısı başlar. Bu yüzden sevgi hızla kırılmaya, alınganlığa, küskünlüğe ve öfkeye dönüşebilir.
Gerçek sevgi, değersizleştirmeye geçiş kapısı değildir. Küslükle cezalandırmaz. Öfkeyi ilişki içinde üstünlük sağlamak için kullanmaz. Gerçek sevgi bir hegemonya kurmaz.
Uzantı Dinamiği
Narsistin sevgi dediği şey çoğu zaman koşulludur. Koşullar değiştiğinde tutum da değişir. Çünkü sevgi diye sunulan şey aslında karşısındakini uzantı hâline getirme eğilimidir.

Kabaran narsist, karşısındakini ayrı bir zihin olarak görmekte zorlanır. İnsan elini kolunu sever ama onlarla tartışmaz. Onların ayrı bir iradesi olduğunu düşünmez. Benzer şekilde narsist de karşısındakinin bağımsızlığını kabul etmekte zorlanır. Bu nedenle küçümseyici dil ve aşağılamalar ortaya çıkabilir.
Sınır ve Buz Kesme
Kabardığında dışarıdan sevgi dolu, fedakâr, hatta yüce gönüllü görünebilir. Ama sınır koyduğunuz anda buz kesebilir. Çünkü sınır şunu söyler: “Senin uzantın değilim.”
Bu onun için sarsıcıdır. Zihninde insanlar ya dosttur ya da hasım. Hem ilişkide olup hem de ayrı bir zihin olarak var olabilmek kolay kabul edilmez.
Sürekli Sahne Arayışı
Kabaran narsist inmeyi bilmez. Yükselmişse havada kalmak zorundadır. Sürekli hareket, sürekli uyarılma, sürekli yeni sahneler gerekir. Yeni insanlar, yeni alanlar, yeni aynalar aranır. Çoğu temas yoğun değersizleştirme ve öfke ile sonlanabilir. Çünkü içeride korunmaya çalışan şey kırılgan bir özsaygıdır.
İçsel Çölleşme
Hayatın ikinci yarısında bu sistem yorulmaya başladığında, içsel bir çölleşme hissi ortaya çıkabilir. Dünya renksizleşir. Eskiden canlı gelen şeyler anlamını yitirir. Bu, dış dünyanın değişmesi değil; iç dünyanın ihmal edilmiş olmasının sonucudur.
Bir ömür boyu dışarıyı parlatırken iç bahçe bakımsız kalmış olabilir. İçeriye bakmak acıtır. Acıttıkça kaçılır. Kaçtıkça daha da çoraklaşır.
Empati ve Psikolojik Doğum
Bu yapının en trajik tarafı şudur: Gerçek ilişki kurmak zorlaşır. Çünkü karşıdaki kişi gerçekten görülmez; daha çok zihinsel bir temsil üzerinden ilişki kurulur. Empati zayıflar.

Psikolojik doğum yarım kalmış gibidir. Takvim yaşı ilerlemiştir ama duygusal gelişim bazı
alanlarda erken evrede takılı kalmıştır. Bu nedenle yetişkin görünen biri, duygusal olarak oldukça küçük bir çocuğun bencilliğini taşıyabilir.
Narsisizmin Trajedisi
Narsisizmin trajedisi belki de tam olarak budur:
Hem güçlü görünmek zorunda olmak hem de içeride sürekli kırılgan kalmak.
“Mış gibi” sevgi tam da burada devreye girer. Hem yakınlık görüntüsü üretir hem de kırılgan benliği ayakta tutar. Ama sınırla karşılaştığında sevgi değil, incinmiş bir çocuk belirir.
Bu noktada ilişki yüzeyde bir güç mücadelesi gibi görünse de, derinde kırılgan bir benliğin korunma çabası çalışmaktadır. Narsistik yapı, kendisini güçlü, yeterli ve özel hissetmediği anlarda çözülmeye başlar. Bu çözülmeyi engellemenin en hızlı yolu, karşısındaki kişiyi kendi duygusal düzenine dahil etmektir. Yani onu bir uzantıya dönüştürmek. Böylece benlik dağılmaz; bütünlük hissi korunmuş olur.
Ancak bu korunma stratejisi uzun vadede ilişkiyi aşındırır. Çünkü karşı taraf görülmediğini, anlaşılmadığını ve giderek işgal edildiğini hisseder. Narsist için bu işgal çoğu zaman “iyi niyetli”dir. O gerçekten yardımcı olduğuna, sevdiğine, düşündüğüne inanır. Fakat burada belirleyici olan niyet değil, karşı tarafın deneyimidir. Sevgi adı altında sınırın silinmesi, ilişkinin özünü zedeler.
Narsistik kabarma hâllerinde engellenme toleransı belirgin biçimde düşer. Küçük bir eleştiri, basit bir itiraz ya da sıradan bir mesafe koyma davranışı bile yoğun bir incinmeye yol açabilir. Bu incinme çoğu zaman doğrudan kabul edilmez; onun yerine değersizleştirme, öfke ya da küslük devreye girer. Küslük özellikle dikkat çekicidir. Açık agresyon kadar görünür değildir ama içinde yoğun bir tiksinme ve geri çekilme barındırır. Bu, hem cezalandırma hem de üstünlük koruma aracıdır.
Narsisistik yapı her zaman aynı biçimde görünmez. Bazıları daha kalın derili, daha meydan okuyucu ve daha doğrudan üstünlük arayışındadır. Bazıları ise kırılgan, çekingen ve geri plandadır. Ancak her iki uçta da ortak olan tema, “biricik olma” ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç karşılanmadığında içsel boşluk ve değersizlik hissi belirginleşir.
Hayatın ilerleyen dönemlerinde bu sistem yorulabilir. Dış dünyadan beklenen onay gelmediğinde ya da hayal edilen büyüklük gerçekleşmediğinde içsel bir çölleşme başlar. Eskiden canlı ve anlamlı görünen şeyler anlamsızlaşır. Dünya renksizleşmiş gibi hissedilir. Bu durum çoğu zaman depresyonla karıştırılabilir; ancak altında yatan dinamik yalnızca hüzün değil, çöken bir narsistik dengedir.
Bu çölleşme, aslında uzun yıllar ihmal edilmiş iç dünyanın bir sonucudur. Kişi dışarıda parlamaya çalışırken içsel alanına yatırım yapmamış olabilir. İçeriye dönmek acı verici olduğu için daha da kaçılır. Kaçtıkça iç dünya daha da yoksullaşır. Böylece kısır bir döngü oluşur.
İlişkilerdeki en temel sorun, karşıdakini gerçekten görememektir. Narsistik yapı, çoğu zaman zihnindeki temsil ile ilişki kurar; karşısındaki kişinin gerçekliğini algılamakta zorlanır. Bu nedenle empati kapasitesi sınırlıdır. Özellikle en yakın ilişkiler — eş, çocuk, aile — bu durumdan en fazla etkilenen alanlardır.
Gelişimsel açıdan bakıldığında, psikolojik doğumun tam anlamıyla tamamlanmadığını söylemek mümkündür. Fiziksel büyüme gerçekleşmiş olsa da, duygusal ayrışma ve bireyleşme bazı alanlarda yarım kalmış olabilir. Bu nedenle yetişkin bedende, erken döneme ait kırılganlıklar ve yoğun bencillik kalıpları varlığını sürdürebilir.
“Mış gibi” sevgi, bu yarım kalmış gelişimin en incelikli savunma biçimlerinden biridir. Hem yakınlık hissi üretir hem de ayrılığı engeller. Hem bağ kurar gibi görünür hem de bağı kontrol altında tutar. Fakat gerçek yakınlık, iki ayrı zihnin varlığını kabul etmeyi gerektirir. İşte tam da bu nokta, narsistik yapının en zorlandığı yerdir.
Narsisizmin trajedisi belki de burada yatmaktadır: Hem özel ve üstün hissetmeye mecbur olmak hem de içerde sürekli kırılgan kalmak. Hem güçlü görünmek zorunda olmak hem de incinmeye tahammül edememek. Bu gerilim çözülmediği sürece “mış gibi” sevgi ilişkilerin merkezinde kalmaya devam eder.
Bu yazı, narsistik ilişkilerde yaşanan deneyimlere psikolojik bir çerçeve sunmayı amaçlar.
Her bireysel deneyim farklıdır.
Klinik Psikolog
Ali Faruk Kızılhan



Yorumlar