top of page

Narsisizm Sandığınız Şey Olmayabilir

Yazarın fotoğrafı: Klinik Psikolog Ali Faruk Kızılhan
Klinik Psikolog Ali Faruk Kızılhan
11 Tem
2 dakikada okunur

"Narsist" kelimesi son yıllarda neredeyse herkesin dilinde. Biraz kendini seven, eleştiriye tahammül edemeyen ya da ilgi görmek isteyen biri olduğunda hemen "narsist" etiketi yapıştırılıyor. Oysa psikoloji bu kavrama tek bir yerden bakmıyor. Özellikle Heinz Kohut'un geliştirdiği Kendilik Psikolojisi, narsisizmi alışık olduğumuz tanımların oldukça dışına taşıyor.

Kohut'a göre bazı narsisistik özellikleri anlamanın yolu, kişinin çocukluğuna bakmaktan geçiyor. Çünkü bazen sorun, bir insanın kendini fazla sevmesi değil; tam tersine, çocukluk yıllarında kendisini yeterince değerli hissedememiş olmasıdır.


Bunu anlamak için çocukların çok sık yaptığı küçük bir davranışı düşünelim. Bir çocuk resim yapar, legolarla bir kule kurar ya da yeni öğrendiği bir şarkıyı söylemeye başlar. Sonra heyecanla annesine ya da babasına koşup "Bana bak!" der.

İlk bakışta çocuk yaptığı işi göstermek istiyor gibi görünür. Oysa çoğu zaman göstermek istediği şey resim değildir. Asıl görmek istediği, ebeveyninin yüzündeki ifadedir. "Benim sevincimi fark ediyor musun? Benimle gurur duyuyor musun? Beni görüyor musun?"

Kohut bu deneyime aynalanma adını verir. Aynalanma, çocuğun yalnızca yaptığı davranışın övülmesi değildir. Çocuğun heyecanının, merakının, çabasının ve varlığının ebeveyni tarafından fark edilmesi ve karşılık bulmasıdır. Çocuk böylece yalnızca "Resmim güzel olmuş." diye düşünmez; aynı zamanda "Ben değerliyim." duygusunu da inşa etmeye başlar.

Burada önemli bir ayrıntı vardır. Aynalanma demek çocuğu sürekli övmek demek değildir. Hatta her yaptığı şeyi abartarak yüceltmek de sağlıklı bir aynalanma sayılmaz. "Sen dünyanın en zekisisin." ya da "Kimse senin kadar güzel resim yapamaz." gibi ifadeler de çocuğun gerçek deneyimine değil, abartılmış bir benlik algısına temas eder.

Diğer uçta ise çocuğun sürekli görmezden gelinmesi, küçümsenmesi ya da duygularının önemsenmemesi vardır. "Şimdi işim var.", "Sonra bakarım." veya "Bunda büyütecek ne var?" gibi cümleler tek başına travmatik değildir. Ancak bu tutum tekrar tekrar yaşandığında çocuk, yaptığı şeyden çok kendisinin görülmediğini hissetmeye başlayabilir.


Kohut'a göre yetişkinlikte gördüğümüz bazı davranışların kökeni tam da burada olabilir. Sürekli takdir beklemek, eleştirilince yoğun şekilde yıkılmak, başarıyla kendini değerli hissetmek ya da ilişkilerde sürekli anlaşılmayı istemek bazen çocuklukta karşılanmamış aynalanma ihtiyaçlarının izlerini taşıyabilir. Elbette bu belirtiler tek başına narsisistik kişilik bozukluğu olduğu anlamına gelmez. İnsan davranışları çok daha karmaşıktır. Ancak kişinin gelişim öyküsünü anlamak için önemli ipuçları sunabilir.

Bu nedenle Kohut'un yaklaşımı, narsisizmi yalnızca kibir ya da bencillik olarak görmez. Bazen gösterişli görünen davranışların altında oldukça kırılgan bir kendilik yapısı bulunabilir. Dışarıdan bakıldığında sürekli ilgi isteyen biri gibi görünen kişi, aslında çocukluğunda hiç yaşayamadığı bir duygunun peşindedir: Gerçekten görülmek.


Kohut'un bu yaklaşımı, narsisizmi bir "kişilik kusuru" olarak etiketlemekten ziyade, gelişimsel bir perspektiften anlamaya çalışır. Ona göre her çocuk, sağlıklı bir kendilik geliştirebilmek için yaşamının erken dönemlerinde görülmeye, anlaşılmaya ve duygusal olarak karşılık bulmaya ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçlar yeterince karşılandığında kişi zamanla kendi değerini içselleştirebilir. Ancak çeşitli nedenlerle bu süreç sekteye uğradığında, yetişkinlikte görülen bazı narsisistik özellikler aslında çocuklukta karşılanmamış gelişimsel ihtiyaçların bir yansıması olarak ortaya çıkabilir.


Belki de bu yüzden bazı insanlar hayranlık aramıyordur. Belki yalnızca hayatlarında ilk kez, biri tarafından gerçekten görülmeye ihtiyaç duyuyorlardır.


Yorumlar


bottom of page